Dün akşam iftara abimlere davetliydik.Abim -yengem ve 2 oğlu, B. Ablam-eniştem ve bir oğlu bir kızı- K. Ablam-eniştem ve 2 oğlu, Ben- eşim ve oğlum, kuzenim...Yani cümbür cemaat... Canım yengeciğim öyle bir sofra hazırlamışki...Hepsinden yiyebilmek için o sıcacık pidenin tadına bile bakamadım, hatrı kaldı mübareğin...Efendim, iftar menümüzü yazmayayım , ama ali nazik vardı çok severim, en çok ondan yedim... İftar, yemek, bunlar bahane , ama hep birlikte olmak şahaneeee.... Çok kalabalıktık malum, 2 sofrada yendi yemekler, eşliğinde sohbetler, gülüşler...
Sofra toplandı, hemen yaktım sigaramı, önce sigaranın keyfine vardım :) Sonra bulaşıklar makinaya, çaylar demlendi...Ardı ardına bardaklar boşaldı, dolduruldu. Çocuk odasından, her 10 dakikada gelen cığlıklara sırayla koşuldu..miniklerin o masum kavgaları en tatlı sözlerle son buldu :) Erkekler salonda, kadınlar mutfakta muhabbetin en koyusunu yaptı...Kahveler pişti, fallar bakıldı, bu gece gerçekten herkese ilaç gibi geldi.Çok özlemişim hep beraber olmayı, kalabalığı çocuk çığlıklarını , kavgalarını...
Benim en çok huzur bulduğum , mutlu olduğum, kendimi güvende hissettiğim yer kardeşlerimin yanı, birlikte olmak en mutlu anım...Allah bizi birbirimizden ayırmasın, ve yüce allahım herkese böyle kardeşlikler nasip etsin...Abicim, Ablalarım, canlarım melek yeğenlerim, ben sizi çooookk seviyorum....
24 Eylül 2008 Çarşamba
Yemek bahane, Birlikte olmak şahane :)
23 Eylül 2008 Salı
Bu Bayram
Hani hep derim ya benim bayramlarım zehir tadında geçer diye.Bayramları sevmem, bayram çoşkusu yaşamam.Bayram alışverişine çıkmam, bayramlar da asla yeni giymem.. Bayram sabahı uyanırım, kahvaltıdan sonra, açar gardolabımı uzun uzun bakarım, en eski kıyafetimi bulur giyerim, saçıma tarak sürmem yüzüme makyaj yapmam, hatta aynaya bile bakmam :(
Ağlarım , mutsuzumdur çünkü.Bayram bana acıyı hatırlatıyor, canımın en çok acıdığı gün bir bayram günüydüya, ondan olsa gerek.En sevdiklerimi, canlarımı , Annemi Babamı ben bir kurban bayramı sabahı, trafik kazasına kurban vermedimmi :( Bundandır işte acım, bundandır işte bayramlara olan nefretim...
Geçen bayram yani 1 yıl önce, ben yine aynı şeyleri yaptım..En eski en çirkin kıyafetimi giydim,
saçlarım dağınık, yüzümse soluk ...İçimdeki acı yüzümde o kadar belirginki .. Ben bu halde 1-2 kapı gezdim ( abim- anneannem- teyzem ) ... Eve geldiğimde hiç beklemediğim bir tartışmanın içinde buldum kendimi ! Neden, dedi eşim NEDEN ? Bunu bana neden yapıyorsun...Acını biliyorum, ama bunu bize yapmaya hakkın varmı dedi :(
Sonra düşündüm, çokk düşündüm.Haklımıydı, evet haklıydı.Çünkü bir tane karısı, bir tane de oğlu vardı.Onunda bayramları, gidecek büyükleri vardı.Bense ne yapıyordum, acımı herkeslere yaşatmaya hakkım varmıydı..Kendimi , bayram tatili bitene kadar, evimin dört duvarları arasına kilitlerken, onlara da bunu yaşatmaya hakkım varmıydı , Ben bir ANNEYİM, oğlum artık büyüdü, herşeyin farkında..Onu üzmeye hakkım yok, eşimi üzmeye sevdiklerimi üzmeye hakkım yok... Düşündüm ve bir karar aldım.. Önce kendime , sonra eşime ve oğluma bir söz verdim...
Bu Bayram ben, alışverişe çıkacağım, yeni kıyafetler alıp giyinip kuşanacağım, makyaj yapacağım, En güzel ANNE ve en güzel Eş olacağım. İçim buruk olacak, canım acıyacak, yüzümdeki gülümseme belki sahte olacak..Ama bunu kimse bilmeyecek...Ağlayacağım belki yine, ama bunu kimse görmeyecek...Gözyaşlarımı içime akıtacağım, hıçkırıklarım yüreğimde yankılanacak ama bunu ne oğlum ne de eşim duymayacak..Annem ve babam bilecek ki, ben bunları sadece eşim ve oğlum için yapıyorum.Onları yine ne kadar çok özlediğimi ve sevdiğimi bilecekler, biliyorum bana darılmayacaklar..Çünkü onlar da benim hep mutlu olmamı isterlerdi zaten..Benim oğlum için istediğim gibi aynı ...
Söz sana oğlum , bu bayram senin bayramın olacak, bu bayram bizim bayramımız olacak, annenin gözyaşlarını değil, bol bol gülüşlerini göreceksin..Söz sana oğlum, bu bayram kendi dertlerime dalıp senin o güzel yüzüne de hüzün düşürmeyeceğim...Söz sana Oğlum hep yanında olacağım...Söz sana en güzel bayramı yaşatacağım...Kocamla, Oğlumla daha nice bayramları hep böyle karşılayacağım..Bir yanım eksik kalsa da :(( Ve yeni bir bayrama, sağlıkla erişmenin şükranını RABBİME sunacağım..
18 Eylül 2008 Perşembe
Kuzum Hasta :(
Dün akşam oğlumu almaya gittiğimde ablama, öğlen biraz ateşlendi şurup verdim, şimdi keyfi iyi dedi..Gerçekten çok keyifliydi, neşesi her zamanki gibi yerindeydi.Evimize gittik yemekten hemen sonra alnı bana çok sıcak gibi geldi.Ve bu ısı gittikçe arttı.Hemen ateş düşürücü şurubunu verdim, şuruptan sonra ateş düşüyor, ama bu en fazla 3 saat sürüyor, aynı ateş 3 sonra geri dönüyor.Saat 21,30 da anne ben çok üşüyorum dedi, elleri ayakları buz gibi vücudu ise yanıyordu.12 ye kadar uyumak bilmeyen kuzum, 21,30 da sızıp kaldı kolarımın arasında...Yatağına götürdüm, sabaha kadar kaç kez uyanıp şurup verdiğimi hatırlamıyorum.
Sabah ise yavrum yatakta yanıyorken, benim kalkıp işe gelmem çok zordu, içim yandı..
Anne nereye gidiyorsun diye sorduğunda , kahroldum, kuzum hasta bense işe gitmek için evden çıkıyorum.Çalışan annelerin en zor anı bu işte, yavrun hasta iken çalışmak :( Şimdi kuzum babasıyla yatıyor, ateş düşürücü şurubunu verip çıkmıştım evden.Muhtemelen ateşi yoktur şu anda, ama 1-2 saate kadar çıkacak biliyorum, hissediyorum, çünkü ben anneyim.. Uyandığında babası arayacak beni, dr.dan randevu alıp gideceğiz..Umarım önemli bişeyi yoktur kuzumun.
Allah bütün melekleri korusun, çocuklar hasta olmasın.Allahım kimseye dermansız dert vermesin... Ve benim yavrum da hemen iyileşsin...
12 Eylül 2008 Cuma
Canım Sıkkın :(
Dün akşam saatlerinde iş yerinde hiç olmaması gereken bir olay oldu.Ben bu gereksiz tartışmanın baş rol oyuncusu olmaktan dolayı çok üzgünüm.Evimizde, anne ve babamın kavgasına, hatta en ufak bir tartışmasına şahit olmadım, evin en küçüğü olarak kardeşlerimle kavga etmedim, sesimi yükseltmedim..Çünkü babam bize herşeyden önce büyüklere saygıyı öğretti.Bize hep bunu aşıladı.Ben dün akşam işyerimde BABAM yaşında bir adamla kavga ettim.
Sebepsiz yere, hiç yoktan. Tek suçum , işle ilgili bir soru sormamdı.Dilim tutulsaydı da sormasaydım, nasıl bir cevap alacağımı bilsem açarmıydım hiç ağzımı.Yine ilk anlar sesimi çıkarmasamda artık dayanamadım..İnsan küçükde olsa karşısındakinden, bir yere kadar dayanabiliyor işte.Sabrım taştı, sinirlerime hakim olamadım, yılların biriktirdiklerini kustum belkide.İş yerimizde sevilen, sayılan bir adam olmadı hiç bir zaman, kavga etmediği çok az insan vardır.Ben 10 yıldır aynı yerde çalışıyorum, işimi , iş arkadaşlarımı çok seviyorum.Halimden çok memnnum asla şikayet etmiyorum, bunca yıldır tek bir kişiyle bile en ufak tartışmam olmadı..Alışkın değilim kavgalara korkarım yüksek sesden , kavgaya karışmaktan hatta şahit olmaktan..
Ama dün akşam en korktuğum olayın baş kahramanı oldum.Bütün sinirlerim alt üst oldu, ellerim ayaklarım titredi, oruçlu olduğum halde, iftar vakti yemekler boğazıma dizildi...Gece yattım uyuyamadım, uyudum rüyalarımda gördüm...Yakıştıramadım kendime..
Yaşanmaması gereken bir olaydı, üzgünüm, hem üzgün, hem kırgın, hem kızgın hem de çok öfkeliyim.O kendini bilmez adama uyupta babamın bana öğrettiği saygı kavramını bir an olsun unuttuğum için kendime çok kızgınım...
9 Eylül 2008 Salı
Sessiz Ramazan :(
Ramazan ayının 9. günü bugün.Ramazan ayı hep hüzünlendirir beni, annemi babamı anımsarım.
Hiç bir şey eskisi gibi değil diye de hayıflanırım :( Ne güzeldi eskiden bu mübarek ay, akşama kadar aç durmak, ve ezan sesiyle annemin o mis kokulu yemekleriyle doymak, Allah' a binlerce kez şükretmek, bugün de doydum hamd olsun diyebilmek.Şimdi o yemeklerin kokusunu, lezzetini özlüyorum.Çok özlüyorum, geceleri sahurda pişen erişteyi özlüyorum...Hani annem yapmasa da arayip, telefonda da olsa tarifini almayı istiyorum.Anne baba yoksunluğu hiç birşeye benzemiyor, yerini kimse dolduramıyor.Hiç bir zaman büyümeyen o içimdeki çocuk annemi istiyor, babamı istiyor.Hep kolum kanadım kırık kalıyor.Her cümlenin başında şimdi annem olsaydı dedirtiyor.Kimse annem kadar güzel yemek yapamıyor, kimse babam kadar güçlü değil:(
Ramazan ayının bir de sonu var, hani o herkesin beklediği, küslerin barıştığı, büyüklerin ellerinin, küçüklerin de gözlerinin öpüldüğü, tatlıların , baklavaların yendiği Hani o adına BAYRAM denen sabah var...Hani ilk önce Annenin babanın elini öpersinya ... Biz ilk bayramımızda abimlerde toplandık, uzunca bir zaman camda balkonda, erkelerin camiden dönüşünü bekledik, herkes geldi de bir babam gelmediydi o bayram...Yılar geçti de ben alışamadım buna.İlk kimin elini öpeceğimi hep şaşırıyorum, içim yanıyor her bayram...Bayram sabahları çoşku yok evimizde, bayram öncesi alışverişide...Annesiz , babasız geçmiyor bayramlar, tadı yok , hiç yokk :((
Çok özlüyorum, ben annemi ve babamı çok özlüyorum.Zaman herşeyin ilacı derler ama ben alışamıyorum :(
Ölünce Ölmüş mü olacağız ?
Karanlıktaymışlar. İki embriyo, bir ana rahminde... Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış , sudan bir beşiğin içinde... Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece... Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş. Elleri, ayakları belirginleşmiş . Gözleri çıktıkça meydana, İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş... Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu... Sıcak, ıslak, sevgi dolu... 'Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki' demişler, '...bize ne mutlu...' Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler. Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler. Onları besleyip büyüten kordonu fark edince O kordonla kendilerini var eden Anne'lerine şükretmişler.Sonra başlamış bir varoluş tartışması: 'Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk' diye sormuş ikizler... 'Annemiz' demiş biri, 'O bizi var etti, bize can verdi.' 'Ne biliyorsun' diye itiraz etmiş öteki, 'Sen hiç Anneni görmedin> ki...': 'Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir.' Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler. Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler. Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların.. . Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın... Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek; Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.>'- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz' diye fısıldamış kizlerden biri efkarla... '- Ben gitmek istemiyorum' diye diretmiş öteki; 'doyamadım ki daha hayata...' '- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır.' Sormuş karamsar olan: '- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?'Şiirle cevaplamış iyim ser olan: 'Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok seferinden.. .' Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış. Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış. Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar. Ve 'ömrümüz bitti' diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar. Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu, Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.
Bu bir CAN DÜNDAR yazısıdır,
hayatı sadece dünyadan ibaret sananlar gibi, yaşamlarının sadece ana rahminde olduğunu ve doğunca öleceklerini sanıyorlar.. Kimbilir belkide bizde yanılıyoruz onlar gibi.. Ölünce ölmüş değil, belkide doğmuş olacaz.. Nerden bilebiliriz ki!...
8 Eylül 2008 Pazartesi
Çocuğumuz Diyor ki
Karnım tokken daha da yedirmeye, uykum yokken uyutmaya, istemediğim oyuncaklarla beni oynamaya zorlamayın...
Benim de bir kişiliğim, yaşıma uygun isteklerim, duygularım, korkularım, yetersizliklerim, güvensizliklerim olduğunu unutmayın.
Beni kardeşlerim, kuzenlerim, arkadaşlarımla kıyaslamayın.Beni '' BEN '' olarak kabul edin.
Kendiniz bamya, pırasa yemiyorken, beni yemeye zorlamayın, siz yerseniz ben de yerim.
Hırpalanmaktan ve zorlanmaktan tıpkı sizin gibi nefret ederim.Lütfen severken ısırmadan, sıkıştırmadan hırpalamadan sevin.
Bana davul, marakas aldıktan sonra, çalıp gürültü ediyorum diye kızmayın.
Kendiniz haberleri seyrederken beni susturup, benim çizgi filmim başlayınca gürültü yapmaya başlamayın.
Beni korkutmayın, aşağılamayın, yanımda kavga etmeyin, hele yaramazlık yapıyorum diye bana asla şiddet uygulamayı!
Bana yalan söylemeyin, hemen anlarım ve ben de yalan söylemeye başlarım.
Benim fikrimi almadan oyuncaklarımı, giysilerimi kimseye vermeyin.
Çocuğumuz Ne Diyor ?
Bana sorumluluklar verin, başardığımda ödüllendirin, başaramadığım zaman kızmayın, kınamayın nasıl başaracağımı anlatın, yüreklendirin, destekleyin.
Her istediğimi almayın,oto-kontrolüm gelişmediği için isterim de isterim.Ben istedikçe aldığınız her şey beni doyumsuz ve kolaycı yapar. Bu yüzden büyüdüğümde mutsuz ve tembel olurum.
Beni sevin, sevdiğinizi de belli edin,sevince hiç şımarmam,tam tersi kendime güvenim artar.
Benim yeteneğim olmadığı alanlarda zorlamayın,baskı yapmayın,yapamadıklarımı sürekli eleştirip beni aşağılamayın, küçük görmeyin.Bu yüzden büyüyünce kendime hiç güvenemem.
Kendinizin yapmadığıdavranışları, bana zorla yaptırmaya çalışmayın.( Kitap oku...! gibi )
Beni dinleyin.Dinliyormuş gibi yapmayın,gerçekten dinleyin.Dinlemezseniz kendimi değersiz hissederim.
Bana uzun uzun konuşup öğüt vermeyin,kısa ve kararlı konuşursanız ne istediğinizi daha kolay anlarım.
Beni aşırı koruyup kollamayın, gelişmeme, öğrenmeme izin verin.
Beni kendinize yakın tutun, size ne kadar yakın olursam, kötülüklere o kadar uzak olurum.
Benimle ilişkilerinizde aceleci olmayın, size yetişecek kadar hızlı değilim ve çoğunlukla hep arkanızda kalıyorum.Oysa ben geride kalmak, yada önde gitmek değil, sizinle birlikte yürümek istiyorum.
Git
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlarMadem ki benli hayat sana kafes kadar dar,Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.
Hadi git, benden sana dilediğince izin,Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.
Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.
Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın.
Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!
Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.Her darbene tehammül edecektir bedenim,Gururum mani olur perişanıma benim.Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,Sana gül bahçesini kim açar benden başka!Hercai arılara meyhanedir çiçekler,Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin,Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm,Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum.Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
İçimdeki çocuk..
Yüregimde bir çocuk Sevinçle hüznü Bir arada yaşıyor
Bir elinde umut çiçekleri Digerinde mutsuzluk dikenleri...
Yüregimdeki bu çocuk aglıyor, Batmış eline Mutsuzluk dikenleri...
Umut çiçekleri Gönlünü okşuyor...
Kendisini Bekleyen geleceği Umut çiçeklerinde Biliyor..
Yüregimdeki çocuk Ellerin de Umut çiçekleri,
Gözlerinde Bir ümit ışıgı yanıp sönerken Kendisine sevgiyle uzanacak Bir dost eli bekliyor... Yüregimdeki çocuk Bir elinde umutsuz dikenleri Digerinde umut çiçekleri Gözlerinin içi gülüyor... Yüregimdeki bu çocuk Gelecekten umutlu Hayatla barışık yaşıyor
Halide Selcan Karagül
